gittiğin yer kadar güzelsin...


Küçük bir kavanoz gördüm girişte kavanoz gibi de değil de kutu gibi ama cam kapağı dahi cam üzerinde cam bir kulp . Küçük bir kutu diyelim biz buna kavanoz da nerden aklıma geldi neyse çok dikkat çekici değildi de aslında nasıl oldu gözüme takıldı ben de bilmiyorum. Koca direkleri görmeyip çarpan kafam kadar taşa takılıp düşen benin göreceği bir şey değildi yani ilahi kuvvet mi vesile oldu nedir bilemedim.

Oturdum gösterilen yere de sanki altımda diken var yok kafamda o kutu diken misali batıyor her bir yanıma hava ağır geliyor ciğerlerime içtiğim çay zehir gibi. Oda da bir garip yan taraftaki kapı açılıyor ben merkez bürodan getirdiğim evrakları açıklarken  yaşlıca bir amca. Haydaa diyorum içimden adam sevgiyle bakıyor amcaya hiç ses yok gözlerle anlaşmak işte böyle bir şey diye geçiriyorum sonra içimden.

Bir bardak açık çay. Ne bir telefon ne bir sesleniş burada telapati yaygın galiba. Avanak avanak oturmuşum dakikalarca göz sohbeti izleye daldım mı diyecektim bu gecikmeme sebep olarak yook rezillik valla olmaz hadi çabuk ol aç şu çeneni konuş iki kelam da yürü git işine. Amca gülümsedi bana başım döndü desem gülersiniz ama öyle değil bir büyülü misk salındı da  sanki yıllardır aldığım nefesler nefes değildi öyle rahatlık verici. Tövbe estağfurullah ne diyorum ben. Derviş midir ermiş midir  onu geçtim de o kutu  nedir ne vardır içinde de aklımın içinde dolanıp durur. Sonra:
-Bir çay daha almaz mısınız? dedi Arif Bey pamuk döşeklerdeki uykumdan uyandım yok istemem diyemedim lakin akıl gitmekten yana gönül kalmaktan. Akıl biçare kaldı gönlün yanında. Öyle ya susuz olana zayıf olana öncelik.

Evraklarla işimiz çay gelene kadar bitti. Çay geldi amca az kıpraştı sonra:
-adın nedir evladım dedi.
-rü-rü-rümeysa dedim yüreğim pır pır sanki yerinden çıkacak.
-iç çayını rümeysa kızım sana bir öykü anlatayım dedi.Başımı memnuniyetle salladım

Soğuk bir kış gününde bir kara oğlan yüreğinde dünyanın karını eritecek bir ateş çıkmış yola bu kasabadan.Bilirsin adını o ateşin kızım  şimdi dillerde kitaplarda oynak oynak şarkılarda aslı saklı üç harf bilirsin.
Ne diyordum bir kara oğlan neden çıksın köyünden neden bıraksın tarlasını tapanını bir al yanaklı bir ay yüzlü yüzünden elbet. Kulağa basit gelir ama değildir kara oğlanın babasını öfkeli anasını gözü yaşlı bırakması bırakır mı sanırsın hiç vicdanını yook geceler kara ya hani gündüzler de kara olur bu sebeple ama yürekteki öyle bir yara ki döndürmez onu yolundan. Kızın babasının istediği şehir görmüş bir damat köylülerin ısrarı iki gencin ızdırabı uğruna kabul etmiş yeminler ettirilmiş eller bastırılmış kitaplara ben demiş dönene kadar olduki dönemedim ölüm haberim gelene kadar bu kız evde kalacak. Yıllar yılları kovalamış gelen üç-beş mektup. Kız bitap düşmüş beklemekten artık öyle mahzun mahzun bakar olmuş boşluğa.Babası kime versin bu meczup kızı yemini kırıp da verecek olsa birine. Onu gören vah larmış da kızın anası günlerce ağlarmış. Bu oğlan öyle bir gece dönmüş ansızın kız artık hasretten yataklık hasta oğlansa o vakit anlaşılmamış bir sebeple bir deri bir kemik o yağız delikanlıdan eser yok. Bir kutu bırakmış yarine. sonra gitmiş duyulanlara göre anasının babasının elini öpüp helallik almış. oğlanın ertesi gün gelmeyişi kutuyu açtırmış ahaliye içinde bir mektup kim bilsin okumayı hemen mektep okumuş biri kolundan tutulmuş getirilmiş.

Kız ağla ağla helak olmuş artık son gayret açmış kulaklarını dinlemeye koyulmuş mektubu.

 sanmaki terk eyledim yarim seni elim bıraksa elini gönlüm bütünüyle senin ve sen benim aklıma nakış nakış işlediğim güzellik söyle unutmam mümkün mü seni?
 sildim her şeyi, aklım seni gördüğümden beri kayıp . Bir biçareydim bir aşık oldum bir aşığa rasladım bir deli oldum. Unut dediler bana unuttum her şeyi aklıma kokun düştü aklıma tenin düştü. Ben sen de yandım da yok oldum bahtıma hiçlik düştü.

Kızın dilinden üç beş söz dökülmüş sonrası o da kayıp.

benden geçtin aşka düştün benden geçtin nere gittin?  gittiğin yeri bilsem koşar gelirim,bir kuşun kanadında uçar gelirim. sen bilmez sanırsın oysa bilirim sen en az gittiğin yer kadar güzelsin.

- neden kutu demişim dalmışlığın arasında. öyle ya mektup zarfa konulur.manayı bırakıp takıldığım yere bak. yine de anlayışla gülümsedi bana.

cam dedi amca o kutu camdan her yeri camdan üstelik o kutu bütünüyle geçmiş bir kızıl hardan.

- kutu dedim.anladı beni gitti getirdi dikenimi.açtım içinde mektup mürekkep kokusu yayıldı havaya sanki kağıtta bir kaç yerde dağılmış mürekkep.

Sonra oradan nasıl ayrıldım nasıl ofise gittim eve döndüm bilmiyorum. Aylar sonra Arif Bey in vefat haberini aldım müdürden yüreğimin orta yerine bir hançer saplandı bana bir paket varmış bir kaç hafta evvel yollanmış bir kutu evet o kutu mektup içinde hikaye aklıma mıh gibi çakılı.Amca mı gittim o kasabaya hikayeyi bilen çok ancak amca orda yaşamazmış meğer Arif Beyin ısrarıyla uğramışmış o gün oraya kısmet işte onunla tanışmak varmış kaderimde meğer o da görüştükten bir kaç hafta sonra göçmüş asıl aleme.Ahh be amca ciğerimi önce ferahlattın sonra deldin geçtim diyorum aklıma düştükçe. Arif Bey e ne demeli hiç bırakacak kimse yok muydu böyle bir mirası. Nedn ler niçin ler hayli fazla.Artık ben anlatıyorum bu öyküyü dinlemek isteyene etkileyiciliğim tartışılır ama elimden geleni yapıyorum işte kendimce.




Bir garip Öykü denemesi:))

Yorumlar

  1. alla alla ilginç ama bu nasıl düşündün ki. iyiymiş.
    :)

    YanıtlaSil
  2. böle nasıl desem folklorik öykü gibi halk öyküsü gibi.
    bravo valla.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. okuduğum şeylerden aşırı etkileniyorum kalemime konuşmama bile yansıyo :))
      okuduğum kitapları da tanıtıcam inşallah birazcık konuyu okursan anlarsın etkilendiğimi azıcık utanç verici ama çalmadım çırpmadım sadece esinlendiim :))

      Sil
    2. aa tabi bi de teşekkür ederiim bi heyecanla yazmıştım yorum gelince yaşasın yuppii derken teşekkür etmeyi unuttum:))

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar