Hikmet?

Elim klavyeye değmişken iki satır yazayım dedim. Hani yazarlık sırlarının verildiği gizli bir düş dünyasından ilhamlar alıp gelmiyorum diye baştan bunu söylüyorum. Başlamak lazımdı. Başlamak bitirmenin yarısıydı,başlamak her şeydi.

Çürüyen içsel dünyalarımızda altı kırmızıyla çizili cümleler miydi acaba kokuştuğumuza işaret eden şeyler. Şey derken de insan bir kızarıp bozarıyor hep. Şey ama o şey ne, kastolunan şeyi herkes anlamıyor olacak ki hep bir açıklama çabası izliyor bu gariban sözcüğü.

Anlatıyoruz. Bıkmıyoruz, anlatmaktan gayri işimiz ne. Ara sıra eğlenceler buluyoruz kendimize yarım kafiye, tunç uyak.İşte benim hikayem böyle başladı.

Olan olmuştu ve sıkılmaya başlamıştık.Aklımızdan sinsice ve zamanı öldüresiye boğacak eğlencelilikte düşünceler geçiyordu. Biri böyle keyifli şeyler anlatırken hunharca kelimeler kullanınca pek tadı olmuyor  tabi. Sanki bir cinayeti okuyormuşsunuz gibi ense tüylerinizi ürperten ılık rüzgarlar getiriyor size kelimeler ama yanılmayın. Sadece küçük geçmeyen ömürlerini hızlandırma çabasından başka bir şey değil bu anlatacaklarım. Belki bir cinayet okursunuz ama sorumlusu ben değilim siz yine de gözünüzü dört açın.


Kiminin beğenmediği kimine ulaşılmaz ve şahane gelir. Şahane kelimesine öylesine güzeldir işte.Fonetiği bile hoşuma gitmiştir oldum olası. Bir pers sever  yanım varmış demek farkedememişim ben henüz o zamanlar.Diyeceğim o ki eğer çocukluğunuz sıradansa şahanedir.

Komşunun tavuğu o günlerde bana da kaz görünmeye başlamıştı ziyadesiyle bir ip bağlasaydım kendi kazlarımla havalanabilme olasılığım bile hayli yüksekken bir tavuğa sevdalanmak da ancak benim gibi aklı evvele yaraşırdı.
O zamanlar ben on üç yaşındayım bilemedin on dört herkes saçlarını uzatıp savurma dönemine girmiş, ben bahçıvan pantolonum ve kabalıkta çığır açacak botlarımla-onları nasıl taşıyabildiğime her gören şaşardı- etrafta koşturur dururdum. Komşumuzun kızı  Hikmet benden iki yaş büyüktü. Başarılı bir eğitim hayatı vardı bunun yanında ben de fena sayılmazdım. İkimiz de dönemlerimizin birincileriydik. Bu kadar zıt görünüşlere sahip olup kaderlerimizin bir noktada ortak olmasının müsebbibi belki de çalışkan olmamızdı.

Ben ne kadar çamurlarla,otlarla,taşlarla boğuşursam, o yüzüyle,gözüyle, saçlarıyla boğuşurdu.Ve tabi bir de birbirimizle boğuşurduk,boğuşacaktık.
O zamanlar erkeklerle aram hayli iyiydi. Kimsenin kaleci olmak istemediği maçlarda gönüllü kaleciydim. O kadar da kolay gol yemezdim üstelik. Bulunmaz hint kumaşıydım desem çok söylemiş olmam hani. Arada sırada oyuncu eksiklerinde sahaya da çıkardım ama sahalar pislik doluydu. Çelme takanlar, el şakaları yapanlar, omuz vuranlar ühüüü... E her ne kadar doğaya karşı geliyor olsam da tabiatım itibarıyla  nazik mini mini bir kızdım. Mini mini lafının aşırıya kaçmış olduğunun elbette farkındayım ama burada kendime uygun gördüğüm sıfatlar üzerinde tartışmayalım.

O sene okulda matematik yarışmasının olduğu seneydi. Ön elemeleri tırnağımın ucuyla geçmiştim. Enerji sarfetmeden... Tabi benden iki sene daha büyük olduğundan kendini ilmin doruğunda gören Hikmet de öyle.

Okulun gözdeleri bizdik. Ama Hikmet kızların gözdesiyken,erkeklerin uzaktan göz süzdüğü bir tipti. Yüzündeki bir kaç ergenlik sivilcesiyle savaşmak için yüzüne maske yaptığı bir gün bahçeye arkadaşlarımı çağırdım.

Benim kadar olmasa da hamurunda erkek fatmalık bulunan Ayşenaz, sınıfın tosunu dediğimiz Zarif-ki hem erkek hem şişman olması tezatın canlı örneği yapıyordu onu-, Hikmet'in sınıfından Nejat,Arif ve Murat, yine bizim sınıftan bir kaç kişi de bahçe partime davetliydi.

Ağabeyim Hikmet'ten üç yaş büyüktü ve daha bu sonbahar üniversiteye başlamıştı. Tevekkeli Hikmet'in okulun  eriten üçlüsünü bahçeme getirmek o kadar da zor olmamıştı, abim o gün evdeydi.

Pencereden Hikmet'i izleyip duruyordum. Murat saçımı okşayıp ona su götürmemi isteyinceye kadar her şey yolundaydı. Murat Hikmet'in amcasının oğluydu ve ben de bir takım elektrikler yaratıyordu.Hikmet'in yüzünün maskenin altında öfekeden kızıla döndüğünü hissediyordum.
Abimin çene kaslarının kıpırdandığını görünce onda da aynı elektriklerin oluştuğunu sandım çünkü bu eğer sadece bende olan bir şeydiyse, felaketim olurdu.
O gün her şeyin başlangıç günüydü. Hikmet'le yarışmamız iki gün sonraydı ezeli rakipler gibiydik. Gözlerimizden alevler fışkırtıyorduk birbirimizi görünce. İşte bu noktada insan gerçekten mini mini olmayışına sevinebiliyor.
O sene ilk kez iftiraya uğradığım seneydi.
Yarışmayı ben kazandım bir küçük işlem hatasıyla Hikmet kaybetti,abimin eski kitapları işime yaramıştı.Kitaplardan edindiğim bilgiler işime yaramaya başlıyordu,öyle ki benim işlemediğim iki sene hızla geçirildi. Sınıf atlamıştım. Tetriste abimin oynadığı levelleri geçmek zorunda olmadığım gibi aradaki bir seneyi atlamıştım işte.
Lise 3'e giden en küçük kişi bendim, tabiki yaş olarak. Hikmet'le aynı sınıftaydım o elbette kuduruyordu. Geçerken sırama tekme atıyor, ben tenefüse çıkınca sıramı yerle bir ediyordu. Sınıftaki arkadaşlar olmasa saçını başını yolmuştum elbet ama beni tutan güçlü kollar vardı. Bunlar Hikmet'in kuzeni Murat'ın kollarıydı.
Bir akşam vakti eve dönerken Hikmet'i sıkıştırdıklarını gördüm. Hikmet erkekleri peşinde koşturan bir ateşti ve pervaneler ona yaklaşınca onları çatır çatır tutuşturmaktan keyif alırdı. Bense hepimizin adına üzüldüğüm bir döneme girmekteydim. Dünya kötülerle doluydu.Raskolnikov katil olmamalıydı kadın rızasıyla vermeliydi paralarını.Slyvia Plath kendini öldürmemeliydi çocukları yukarda uyurken, kafasını fırına sokarak. Ya da ondan esinlenerek nasıl öldürebilirdi kendini Nilgün Marmara? O zamanlar  14'lerimin sonu 15'lerimin başında olmalıyım.Hikmet'in pervaneleri ellerinde kova kova sularla yürüyorlar üstüne.

Adamın elindeki bıçak elimi kesiyor. Ya benim olursun diyor ya kara toprağın. Kasıklarının arasına bir tekme savuruyorum. Bir daha çocukların olmayacak asla diye bağırıyorum. Biri çeneme yumruk atıyor kanlı bir gülücük savuruyorum. Hikmet çığlıklar atmaya başlıyor. Fenerler koşuşuyor etrafta, ağzımda kan tadı abimin koluna girip eve yürüyorum.

Abim sorular soruyor bana bunlar kim kim kim?
Ben cevap veriyorum Hikmet'in paçavraları abi kızı çevirmişler yardıma koştum.
Abimin gözünde bir şüphe işte o zaman -ilk kez o zaman- korkuyu, iliklerime kadar hissediyorum.
Abim geçiştiriyor sonra. Yemeklerin tadı yok,zayıflıyorum. Yaşım 15 oluyor lise sonun en genç öğrencisiyim. Eteğimi daraltmaya götürüyor annem,terzi kadın diyetimin adını sormuş. Dünyadaki tüm kötülere üzüldüğüm  bir dönem. Güvenilmiyorum.

Ağabeyim kız arkadaşını tanıştırmaya getiriyor eve. Annem mırın kırın ediyor, babam elini öptürüyor.Sınıfta dedikodular kol geziyor. Benim sevgililerim mahalleyi basmış,beni bıçaklamışlar meğer.Öfke kanımda ılık ılık akıyor ulan Hikmet gene yaptın yapacağını. Etrafıma daha çok erkek dolanıyor bu aralar cidden zarif görünüyorum. Hikmet ben sana ödetmez miyim bunun hesabını?

Hasta olduğumu söyleyip katılmadığım spor dersimiz bitiyor, kendimi biraz yorgun hissediyorum. Hikmet'in elbiselerini üç dersttir yırtıyorum. Yediği haltı biliyor ki ses etmiyor hiç. Kendimi yorgun hissediyorum.
Yaşım 16 liseden mezun oldum. Hikmet'in evinin önünden arabalar gelip geçiyor. Üniversite sınavını kazanıyorum o sıra. Küçük göğüslerim belirginleşiyor. Abim o ara askere gitmek istiyor. Babam e okul nolacak diyor. Abim evlenicem ben diyor. Kavga kıyamet.Abimi okumaya ikna ediyoruz,askerlik erteleniyor.Abimin kız arkadaşı abimi hakikatte sevmiyormuş meğer,abimle beraber ağlıyoruz.
Abime bana inanıp inanmadığını soruyorum bir gün. Matematikçi olacağım ben, Hikmet doktor olacakmış olsun bakalım.Abim bana inandığını söylüyor. O günü soruyorum özellikle. Hikmet'in ona anlattıklarını bana anlatıyor, af diliyor benden. Affediyorum. O zamanlar herkesi affettiğim bir dönemdeyim,Hikmet'i bile.

Murat Amerika'ya gitmiş. Arif askeriyede subay olacakmış. Ayşenaz'la ara ara görüşüyoruz,aşıklar bulmuş o da kendine, kıkırdaşıp duruyoruz.

Umrumda değil kim ne etmiş ne etmemiş ortalarda atladığımız bir şeyler olmalı.
Bıçak bileğimi kesiyor tam kemiğe yaklaşmışken duruyorum. Bisturi.
Söyleyin onlara beni Hikmet dikmesin.
O gün odamda yalnızım Murat geliyor gül veriyor Hikmet'e, Hikmet gülüyor. Gülünce ne de çirkin oluyor.Murat bir kaç kallavi söz söylüyor olacak ki tiz bir kahkahaya dönüşüyor o gülüş. pencereden terliği mi düşünüyorum. Olacak şey mi tabi hemen kafamı uzatıyorum camdan anne tamam ya koyarım çay suyunu diyorum uçurdun terliği aşağıya. Belki o zaman için annem aşağıda çamaşır asmıyor olsaydı hayli inandırıcı bir yalan olacaktı ama olmuyor,olamıyor.
Aşık mısınız siz diyorum aşağıya bakarak.
Annemin ağzında tebessüm. Bu bir cinayet, bu kanlı bir düğün.
Ha-hayır diyor Murat. Elinde çiçekleri olan Hikmet inandırıcı gelmiyor insana.
O benim kardeşim diyor Hikmet.
Hayırlara vesile ol ya Rab Hikmet'teki bu telaş niye diye içimden geçiriyorum.
Terliği bahçeye fırlat Hikmet aşığınla başka yerde oynaşın, seslerinizin gölgesi düşüyor odama kirlenmekten korkuyorum.
O gün akşam cinayete teşebbüs ediyorum işte. Bu işin içinde ne bir hikmet var ne de benim muradımda yazılı bir şey.
Radyoda çalan şarkı kanıma giriyor da onu çıkarmaya uğraşıyorum.

~Öykümsü~

Yorumlar

  1. Radyo da ne çalıyordu ? =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ehehehe bunu düşünmemeiştim açıkcası ama şey olabilir geçen radyoyu açtığımda yarın hatrımı sorsan ne olur bugün hevesimi kırdın bir kere çalıyordu ahahaha cuk otururdu bence o olsaydı eğer :D

      Sil
  2. Sen mi yazdııın :))
    Bayıldım ama ben sen hep yazsana böyle :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eveeet :-)))
      Arada yazıom işte :-)
      Bepemene çook sevindiiim :-)

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar