Ola ki Görür Gözün

 Sevgili blogcum,

En son kendimi ne zaman kıskançlıkla suçladığımı hatırlamaya çalışıyorum. Pekala her şey netleşiyor. Zamanla insan istediği şeylerle istemediği şeylerin de ayırdına varıyor. Gariptir istemediğin şeyler toplumun parlattığı şeyler. Oysa ben istediğim zaman istemek istiyorum. 

Bir şeyleri yapamadığım için kıskanıyor olabilir miyim diye kendime sordum. Mesela neyi? Bir beceri kıskanılacak bir şey midir? Bana hiç uymayan bir ilişki biçimi? İnançsız olmanın getirdiği rahatlık? Ya da buna benzer şeyler. Bunların hepsi benim seçimim değil mi? Ben isteseydim şöyle olurdu böyle olurdu hikayeleri değil. Ben kendimi kaybetmek istemediğim için, ben beni Yaratana bu yolla gitmek istediğim için, ben kendimi sevmek istediğim için girmedim mi bu yola? Bunca merhamet, bunca sabır, bunca gözyaşı bunun için değil miydi? Bu koşturmacanın içinde birkaç kıytırık sözün üstünden atlayıp geçebilirim. 

Görüyorum ki hepimiz yaralıyız. Ne garip değil mi güçlü görünen yerlerimizden en çok kan sızıyor. Bazen insan tutup kendine şöyle sıkı sıkı sarılmak istiyor. Bitti demek için. Bütün dandik teraziler çöpe atıldı. Başkalarının gözleri ölçemez beni. Bu hayat benim demek için yeterli gün yaşadım. Geçtim köprülerden bazen güçlü, bazen kararsız, bazen ürkek, fark eder mi? 

Niyet bir kibir iksiri çıkarmak değil. Ben bunca yolu, bunca kitabı, bunca bağı bunun için mi gördüm, yaşadım, okudum; hayır. 

Benim putum neler? Benim kıblem neresi? Benim köküm nerden gelip nereye gider? Bilmem. Nasıl kırarım kalem putum olursa, demiş bir usta. Bir çırak olarak belki öğüt alırım.

Benim derdim ne diye soruyorum kendime. Buldum demek için aradığım ne? Bu sesler kimin? Bu büyümek niye? Bir eteğin arkasına saklanmanın artık konforunun kalmadığı aşikar. Bir kimsenin gölgesinde yaşamak da zulümdür. Bıraktım gölgeleri Platon'la beraber. Mağaralar bizim için bir silkinme yeridir.

Yaslandığım her şey birer birer devrildi. Bazıları yüzüme çarpmaktan da çekinmedi üstelik. Öfkelendiğim anlar ara ara oluyor. Yalan değil bazen ben bunu hak etmedim diye içimden bir çığlık da kopuyor. O zaman desem ki Taif'ten dönerken taşlanmayı kim hak etti? Üzerine pislik atılmasını kim? Güneş balçıkla sıvanmaz diye bir atasözü var. Güneş değilsen de bir parça ışık olmaya engel kim?

Kendimi kötünün de kötüsü bulabilirim ama Allah'ım ben yoruldum, beni bağışla. Dik durmanın getirdiği ağırlık. Çocukluğumun tuttuğu el olduğum gerçeği. 

Yalancı bilgelikler ve eskimiş bir hayal. Video da diyor ki o gizemli görünen kişilerin altını kendin doldurduğun için çekici buluyorsun. Ben artırıyorum. Kör olduğun için, sağır olduğun için fark etmiyorsun. Yalanlara karşı kötü bir bağışıklık. İnsanlar kendilerine bir hayat bile uydururken benim sözlere inanmam safiyeti.

Neyse, geçtim birden ayağa kalkınca başı dönen günlerden. Şiir bu. İnsansın ve Akşam kitabından. Okursun belki. 

Anlattım millete, sonra olmadı. Al işte. Anlatılan olmuyor bir kural mıdır? Geciktiren Allah'a sonsuz hamd olsun tabii. Şikayetçi değilim. Açık yarama/yaralarıma üfleyen rüzgarın sahibi bellidir, bir ağızdan çıksa bile bellidir. 

Bir kitap okudum. Kuşa Dönüştüğüm Gün. Şeyma' ya dönüştüğüm gün olacak mı acaba? Tüm yargılara tükürmüş, hiçbir göze beğenilme umuduyla bakmayan ve hiçbir sözü beğenilme umuduyla söylemeyen. Korkmayan. Sevilmemekten. 

Sevme beni sözlerle şuurlu ol, demiş biri. Kim demişse demiş. Esuara'da yerlere balık kokusu sinmiş. Aynı kokuşmuşlukta insanlar tanıyorum.

Omelas'ı Bırakıp Gidenler kitabı, Omelas'ın şatafatını anlatarak başlıyor ama ne şatafat. Masalsı bir mutluluk her vatandaşa işlemiş, ütopik bir yaşam. Biri hariç. Bir çocuk. Şehrin altında bir zindanda. Rezil bir vaziyette. Azıcık yemekle sadece hayatta kalıyor. Yaşamak denmez buna. Yaşı belli değil belki beş,belki sekiz, belki daha fazla. Beslenmeden mi yoksa doğuştan gelen bir arazdan mı bilinmez epey ufak görünüyor. Ve bütün şehir orda o çocuğun olduğunu biliyor. Bunu bilerek yaşıyorlar ve onun bu sefilliğini bunca insanın mutluluğunun kefareti olarak görüyorlar. Omelas harika bir şehir. Yersen. O çocuğu ara ara ziyaret edenler oluyor. Sonra o ziyaretçilerden bazıları ortadan kayboluyor. Omelas'ı bırakıp gidenler işte onlar. O çocuğa elini uzatamayan tekil bir sürü kişi. Bir yerlerde toplaşır o çocuğu kurtarırlar diye ümit ettim kitap bittiğinde. Koca şehrin refahına el uzatmalarına izin vermeyecekler ama birlik olurlarsa belki. Bir ihtimal. 

Kendi menfaatini çiğneyerek doğruya yürüten Allah'a hamdolsun. 

Çünkü insan olmak biraz budur.

Sevmediğini vermek kolaydır. Sevdiğini verirsen infak etmiş olursun. Konfor da sayılır mı? 

Ey Allah'ın sözünü dinlediği için evinden yola çıkan yolcu. Yeryüzünde gezin dolaşın, birbirinizle tanışın diye. 

Aynalarda aynalar. Biz her hafta günleri sayalım diye mi yaratıldık Allah'ım? Otuz gün, yirmi gün yıllık izin için mi yaratıldık? Vitaminli, proteinli yemekler yiyelim diye mi yaratıldık? Spor salonlarında yediklerimizi yakalım diye mi yaratıldık? Bir adama/kadına sensiz yaşayamam demek için mi yaratıldık? Ya da sevişmek için, doğurmak için. Mümkün mü bu Allah'ım?

Bileğimden bahsederken konu nasırıma geliyor. Nasırımdan utanıyorum. İnsan nasırından niye utanır? Ben mi istedim orda olmasını? Hayır. Seçmediğim şeyler için utanmayı bıraktım.

Geçmiş zaman deli kızlarla bir odayı paylaşırken ve canımız okunurken rezillikten, horlamaktan da utanmıştım. Kalıcı değildi o ayrı. Kalıcı olsa ne olurdu ki? Babasının, annesinin ya da kocasının horlamasından utanan varsa bıraksın. Çünkü o seçmedi bunu. Anne babanız olarak da siz seçmediniz onları. Hiçbir payınız olmayan şeyler için utanmak niye?

Şunlar da yükümdü şuraya bıraktım. Herkes mükemmel çünkü. Harika vücutlarda bir selilüt kremi. Büyüme çatlakları ve bunca şey hep tesadüf. İnsan olmak pürüzsüz cilt ve biraz da ışıltı. Şu boyda şu kilo. Kadın dediğin kılsız tüysüz. Erkek dediğin kaslı ve buyurgan falan.

Saçma sapan yarışlarınıza lütfen katmayın beni. 

Ustalar zıbın giysin. Gördüklerim silinsin. 

Hepimiz birbirimizin oldukça muadili. Dişliler gibi tık tık hayat ritmik akıyor. 

Gitmediyse de eşyam, ben gittim uzaklara.

Seni konuştuğumuz günler şu parke ve duvarlar. Hikayeler de biter, yenisi başlamıştır bile hiç farkında olmadan.

Beni eksiksiz sakla demeyeceğim sana. Saklamak da bir lanet. Yırt at eski gömleği. Gözlerine de değdir. Ola ki görür gözün. 

İşte bitti sözlerim.

Biraz geveze biri.

Samimiyetle...

Şeyma


Yorumlar

Popüler Yayınlar