Mola
Sevgili blogcum,
Benim içimde bir yeri kaşıkla oydular. Evet kaşıkla dümdüz bir oyuk. Sonra doğruldum ve boşluğu kabul etmek gerektiğini kendime söyledim. Başta ikna olmuştum. Gök mavi, güneş sarıydı da... Bir yerde takılıp düştüm. Dizlerim morardı. İyi miydim? Gerçekten iyi miydim?
Gülümsedim, rol yaptım. Hep yaparım. Sonra iğrenç bir his kaldı elimde. Ellerimi defalarca yıkadım. Köpükledim tekrar tekrar yıkadım.
Dedim ki ben bu insan değilim. Küçük akıl oyunları, birtakım ikna kabiliyetleri, içimdeki inanmazlıkla çarpışınca dağıldı. Sevdiğim bir bardakla beraber ben de parçalara ayrıldım. Uzun ince ve güzeldim oysa elim çarptı kırıldım.
Nasıl da oyalanınca kaçıyor gözden? Gördüm. Ben zaten arka sayfalarında çok şeyler aradığım şu hayatta tam şimdiki sayfalara bir şeyler yazmanın gerekliliğini de böyle anladım.
Yine düştüm. Yükü olduğum sırtlardan indiğimde kimsenin yükü olmadığımı bilirken, silinmez bir borç defterine ödemeler yaparken, görev, aidiyet, bir şeyler. Bazı sesler bana ulaşmadı, pek çok fotoğrafta anlam bulmadım. Belki samimiydi, neşeliydi, önemliydi. Değildi.
Yer kaplamanın getirdiği ağırlık. Hayat yer kaplaman gereken bir yerdir. Somut ve soyut olarak.
Okuduğum kitapta sevgi sonsuzluğu deneyimlemektir, diyor. Neyin sevgi neyin sevgi olmadığını düşünelim isterim.
Her gün aynı şekilde karşıya koşan kertenkele, farklı kasetlerde çalan hep aynı kavga.
Biraz mola.
Cesaretle...
Şeyma
Yorumlar
Yorum Gönder