İzler

 Sevgili blogcum,

İnsan, bazı şeylerin içinden geçebilir. Ama bazen en güzeli, bazı şeylerin kendi içinizden geçmesine izin vermektir. Let things pass through you. Çünkü insan, en çok da o izlerle değişir. Belki de her şey, bu iç içe geçmişlikle gerçekleşir. İçinden geçtiğimiz şeyler, bir süre sonra içimizden geçmeye başlar. Kimi zaman yararak, kimi zaman yaralayarak, kimi zaman da usulca, neredeyse fark ettirmeden... Faslıların dediği gibi: shweya shweya — yavaş yavaş. 

Başka bir ülkede siz yiyin diye bir tavuk yumurtlayabilir, bir çay tomurcuklanır sadece siz için diye. Bambaşka şehirlerden size ikram edilmek üzere onlarca lokma yola çıkmış olabilir.

Çölde abdesti emreden kudret. Suya dokunmak neleri değiştirir? Sonra bakışımızın sığlığı bir gerçek. Filtrelerimiz kusurlu. Temizlik nedir? Samimiyet nedir? Duruş nedir?

Halis Aydemir'in videosunda dinlediğim fare deneyini aynı gün başka birinden dinlemek nasıl tesadüf olabilir? Fareleri suya bırakmışlar, sadece 15 dk hayatta kalabilmişler. Sonra tekrar fareleri suya bırakmışlar. Tam öleceklerken son anda sudan çıkarmışlar. Bu fareleri tekrar suya bıraktıklarında saatlerce hayatta kalmışlar. Umut deneyi. Umut bir fareye bunu yaptırabilirse, bir insana neler yaptırabilir?  

İçimizde bir şeyler durmadan dönüşüyorsa aynı kalmakta bu kadar ısrarcı kalabalık nereden geliyor? Söyleyelim; aynı yerden. Çünkü değişmek kendine ihanet etmektir bir yerde. Daha iyi bir alternatif için eskiyi terk etmek gerekir. Direnç güçlüdür, tanıdık bildik acılar bilinmedik mutluluklardan yeğdir. Üstelik mutlu sonlar garanti de değildir.  Acının içinden geçip acıya ulaşmış insanlar hiç mi yoktur? Biraz daha bahane ve iç ferahlatma. Biraz su, biraz kurbağa. Su ılık ve derece yavaş yavaş artmakta. Ölmek an meselesi, yaşamak uyuşuk bir günleri saymaya dönüşmüşse herhangi bir değişiklik için ne gibi bir çaba sarf edilebilir?

Biraz nevresim ve porselen tabaklar. İnsan yerini yadırgıyor zamanla. Halı bile bakıyorum artık. Her şey beyhude geliyor bazen. Kendime diyorum ki çık şu bataklıktan. Otuz dördüme çeyrek kala saçlarımı kendi kendime maşa yapmayı öğrendim. Sonra argan yağları. Başka bazı değişkenler. İnsanı alçaltan şeyler de içinde be blogcum. Yine de nimete şükür önemli.

Karşıma kuşlar ve balıklar çıkıyor. Kuşlar kadar cömertlikle rızıklandırılıyorum. Balıklar başka bir hikaye.

Tabakhanelerde çalışan insanların olduğu bir dünyada üçlü koltukta bir zulme boyun eğerek oturmak da tercihtir. Belki birincisi de tercihtir, kim bilebilir?

Adımız zalimlerin arasına yazılmasın diye gösterdiğimiz gayret. Kendine zulmetmek de bir zalimlik biçimi. Kendini put etmek de, hatırla. 

Yine de sen ana, baba, kardeş, eş, çocuk, para, mevki, şöhret putunu bırak. Tutunduğun ipler ellerini boşa kesmiyor. Bırak o ipi. Allah'ın ipine tutun, her şeyin hesabını yalnız vereceğin günü hatırla.

O kurumuş cırcır böceklerinde gör ölümünü. Ağızların tadını kaçıran ölümü(nü) hatırla.

Umutla...

Şeyma


Yorumlar

Popüler Yayınlar