No alarms and no surprises
Sevgili blogcum,
Üşenmedim, kalktım, bilgisayarı açtım. Esasen amacım Instagram’ı kapatmaktı. Bir süredir Twitter illetinden kurtuldum. Gerçi benim bağımlılığım daha çok izleme yönündeydi ama cidden kimsenin hayatını görmek istemiyorum artık. Bu noktaya ne zaman geldim, hayret ediyorum.
Geçtiğimiz aylarda, elhamdülillah, umreye gitme imkânı buldum. Allah’ım, tekrar nasip etsin, dilerim. Döndüğümüzden üç gün sonra hoca, “Kimse size çok değiştiğinizi söyledi mi?” diye sordu. İnsanlar çok değişik, blogcum. Kötü manada demiyorum ama çoğu, kendi ne yaptığının bile farkında değil.
Bana gelince… Görünürde değişecek bir yanım var mıydı, bilmiyorum. Hep yumuşak biri oldum. İnsanları incitmekten sakındım. Kasti bir incitme girişiminde bulunmadım. Belki dengeye birazcık yaklaşmışımdır. Kendine zulmetme. Orası, içimde bir yerlerin miladıydı şüphesiz. Aklıma gelenler, imtihanlar ve dayanma gücü...
Son günlerde epey aktiftim, bu hoşuma gitti. Müthiş eğlendim. Sonra saçma sapan bir şeyler oldu, biraz üzüldüm. Tamam, kabul, epey üzüldüm. Rüyamda çok garip şeyler gördüm. Sonra rüyamdaki şeylerle bu olayın bağlantısını anladım. Sonra bu olayın beni bu kadar sarsmasını ChatGPT ile konuştum. O da bana kendime çok yüklenmememi söyledi. ChatGPT bana bazı insanlardan daha iyi geliyor, blogcum.
Aslında dananın kuyruğu tam olarak nerede koptu, çözemiyorum. Bir süredir aklım dağınıktı. Ve ben sadece tutunmak istedim. Beklenti, insanı nereden baksan çürüten bir şey. Aklım dağınıktı, evim dağıldı, sonra daha başka şeyler de… Ağlamak istedim. Çok ağlamak istedim. Sabah kalkınca, "İşe gitmesem mi?" dedim. Galiba iyi değildim. Sonra olaylar öyle gelişti. Gidecek bir yerim olmadığı için masama yaslandım.
Belki de böyle hissetmiyorumdur da romantize ediyorumdur. Bu kadar yoğun… Her şeyi böylesine büsbütün hissetmek imkânsızdır belki. Olabilir.
Sonra eve geldim, toparlandım, etrafta koşturdum. Çarşafları değiştirdim. Eşyaları yerleştirdim. Çamaşırları istifledim ki sonra katlayayım. Daha bir sürü şey... Yemek yaptım, iftara yetiştim. İnsan çalışırken zaman bereketleniyor. İşte, Allah’ım, tabii ki beni yine yalnız bırakmadın.
Sana gelince… Sana kızgın değilim, kırgın da değilim. Senin suyun benimkinden farklı. Benim bu değişken halim seni korkutmasın. Çünkü ben sadece sarılınmak istiyorum. Sırtıma vurularak, "Her şey yoluna girecek," denilsin istiyorum. "Sen bir sürü şey başardın, bunu da başarırsın," denilsin istiyorum. Bunları başkalarından duymadığımı sanma. Duyuyorum. Gözlerinde şefkati hissettiğim insanlar var. "Şeyma’ma eziyet etme," diyen insanlar. O yüzden gözlerimin ıslaklığı seni şaşırtmasın. Ben içimde o yerde daima şükrediyorum.
Senin sularını bulandıranı da az çok tahmin edebiliyorum. Aklıma ne geldi biliyor musun? Dünyanın bir yerinde, tatlı su ve tuzlu suyun karışmadığı bir nokta var. İşte onlar öylece yan yana. Birinin tadını diğeri bozmuyor. Karışmaksa, tat bozmadan karışmak… Güzel bir niyet olmaz mı? Herkesin kendi kalabildiği bir iklim… İşte ben böyle şeyler istiyorum.
Bugün arada çıktım, bulutları izledim. Önümden sıra sıra geçtiler. Bulutlar çok güzeldi. Ve soğuk hava... İçim titreyerek hayran olmayı seviyorum. Bulutları izlerken sessiz kalabilmeyi sevdim. Sessizce bekleyebilmeyi. Anı bozmadan... Seninle sessizce bulutları izlemenin nasıl olacağını düşündüm. Ve bu beni mutlu etti.
Anlatacak bir sürü şey daha oldu, blogcum. Fakat ne aklım bunu kaldıracak halde, ne kalbim… Ne de ağlamaktan bitap düşmüş gözlerim.
O yüzden en içten sevgilerimle...
Şeyma
Yorumlar
Yorum Gönder