16 Ocak 2017 Pazartesi

Başka Türlü Yaşamak Mümkün müdür?



Bunu en önce nerede duydum hatırlamıyorum ama hala etkisindeyim.

Uzun yıllardır.

En son bir kitap incelemesinde gördüm bu cümleye yakın bir cümleyi, kitap, Küçük Kara Balık.

Okuyanlar bilir ne kadar alakalı olduğunu. Bir arayış içinde olan Küçük Kara Balık'ın hikayesi. Ve hikayenin sonunda tüm gece gözünü kırpmayan Küçük Kırmızı Balık.

Daha başka bir yaşamın mümkünlüğü.

Yazının linkini buraya bırakıyorum:
 http://www.dunyabizim.com/kucuk-kara-balik/19657/keske-cocukken-okusaydim-dedigim-bir-kitap

Başka nerede rast gelmiştim bu iddiayla diye düşündüm. Alper Canıgüz'ün Alper Kamu karakteri annesinin televizyondaki kimseler ve olaylar için gerçekmişçesine üzülmesini buna bağlamıştı. Farklı bir yaşamın olabileceğini olan inanca.

Sonra Kirpinin Zarafeti'nde Paloma'nın intihar düşüncesi de daha farklı bir yaşamın olmayacağını düşünmesindendi. Hatırladığım kadarıyla şöyle diyordu:"Anne ve babamınkinden farklı bir yaşam sürmem mümkün mü?"  İşte buna benzer bir cümleydi.Kararsızlaşmaya başlamıştı.Etkilenmiştim.

Şimdi tekrar tekrar karşıma çıkan yazılar, sesler hatta kişiler bile bunu salık veriyor. Evet farklı bir yaşam alternatifi var.

Daha barışçıl ve daha ışık dolu.

Başka yaşamları küçümsediğimden veya sevmediğimden değil. Sadece mümkün olduğu için.

Şimdi benim Küçük Kara Balık'ım bir yola çıktı.

Yola çıkınca korkudan eser kalmaz deniyor.

Çıkalım öyleyse yeniden, yeniden ve gerekirse yeniden.

Güzellikler peşinizi bırakmasın.

Sevgiyle kalıın...

2 Ocak 2017 Pazartesi

Ruh İçi Sohbetleri


Bir yerlerde bir şeyler oluyor. Kalbim sıkışıyor blogcum. Çok sıkışıyor. Herkes olabildiğine meşgul. Kimileri aklındaki benlerle asıl beni yarıştırıyor. Ve hep ben kaybediyorum sıkılmadan,utanmadan ve hiç durmadan. Nasıl dayanıyorsun diyor bir ses? Şiirle,duayla ve korkuyla diyorum. Ne denilebilir ki öylece yaşıyorum.

Bilirsiniz işte vazgeçilmez sanıldığınız anda üstünüz çiziliverir.  Oysaki kimse vazgeçilmez, unutulmaz ve dahi kazıklanamaz değildir. Diyor ki ben kimseyle sıkı fıkı olmadığım için hiç bir zarar görmedim. Sen zararı nerede gördün? Ruhun derinine acısız ulaşılır mı? Soruyorum, sınavsız sonuç olur mu? İncinmeyelim diye hepimiz kalın duvarlar mı örmeliyiz kalplerimize?

Yargı. Önü arkası her yanı keskin. Öyle bir yargı ki asıl seni unutturan. İstenilen gibi yaşamaya alıştırmış herkesi.

Geçelim. Gene sardık mı başa? Hep aynı deliliğin farklı kıyısından dalıyorum çembere. Öylece bakıyor. Sanki bir şey yapacakmış gibi ama adımın baş harfinden son harfine kadar eminim yerinden bir milim kıpırdayamaz. O kadar eminim ki bu eminliğim bile mıhlayabilir onu olduğu yere. Hiç bir şey yapamaz çünkü o öyle biri. İzler gibi yapar ama görmez. Duyar gibi yapar ama anlamaz. Konuşuyor olduğunda bile hiç bir şey söylemiyordur.

 Bir gözü merak taşıyorsa, bir gözü hüsran. Elimden kayıp düşüyor eşya. Eşya gibi nasıl kayasım var anlatamam. Nasıl düşesim var o tek gözünden? Çatlatıp merağını temelinden, nasıl ezesim var o zayıf ruhu.

Geçelim.Sık sinirlenir oldum bu ara. Biraz da yoruldum galiba. Tüm bunların sebebi ne diye sormaktan.Tüm cevapların vahşete çıkmasından. Sapkınlığa,hırsa ve kibre çıkmasından.

Güzellikleri paylaşmakta bu kadar cimriyken, nispet için iyi görünme sevdasından. Yalandan, yalanına inananlardan.

Minicik derdimizde boğulurken, birilerinin milyon yükü sırtlanmış şikayet etmeden yaşıyor olduğunu bilip, bunun için hayıflanmaktan.

Beni de alsan yanına ne olur?

Bu işe yaramamazlık hissinden öyle bunaldım ki anlatamam.

Sanırım kendimi bir yerlerde unuttum. Ne bileyim ya da o gibi bir şey.Şöyle bir baş ağrısının delalet ettiği o ışık anı. Gelmedi blogcum. Buruşuk bir ben kaldım. Zehra'nın ağladığı kadar varmış demek ki. Abartmışsa da kendi bilir,bana n'olmuş sanki.

Tatlı şeyler yazacaktım güya. Yazasım gelmedi. Beklesem yazardım ama. Taslakta yüzde sekseni boş iki yüz yazı var. Bu da neyin nesi dediğim üzüntülerim, mutluluklarım. Unuttum hepsini çoktan. Çabuk unutuyorum. İşte size yetenek gibi yetenek. Utanmasam herkesi affedeceğim. Gönlüm varmıyor. İkaz ediyor beni. Olmaz diyor. Akıl terelelli. Amaan boş ver diyen uzak arkadaş.

Bak ne diyeceğim. Şuradan kafa karışıklığını kaldırsak hani."Hangisi daha suçlu?"dan daha korkunç cümle yok. Kim masum demeye de dil varmıyor. Dürüstlük yok çünkü herkes kendinin meleği. Münker de benim diyor Nekir de,kendimi sorgularım. Utanmasalar Kîramen Katîbîn olup günahlarını sevap yazacaklar. Yok canım olur mu öyle şey amma abarttım. Hep yapıyorum bunu.Bilirler severim mübalağayı.

Gözümdeki ışık gel. Son ümidim,bir sohbete akıttım seni bolca. Nereden çıktı bu saçmalıklar? Avuttum mu bilmiyorum. Avutulmadım. İşte açık delili.

Keşke diyorum bir istasyon bulsak da bağırsak. Şöyle sesimiz kısılsa. Rahatlama alternatifi yani. Hani şu filmlerde serseri çocukla cici kızın gittiği.Veyahut tam tersi. Vaay cidden rahatlatıyormuş desek. Yalan mı gerçek mi bilmeden,avunsak. Gitse bu baş ağrısı. Gelse. Gelse hastanenin koridorunda bıraktığım heyecan. Merdivenlerde üstünden atladığım. Duvarlara astığım çerçevelerle. Gelse.

Sokak lambasında soğuğu görsek. Kar taneleri ne kadar güzel derken, üşümüş eller gelse aklımıza. Ne kadar tanıyabilir insan insanı? Ne kadar yanılabilir? İşte bu kadar.

Kapat gözlerini çocuk. Karanlığı sen yarat. Seni karanlık değil. Biliyorum ara sıra kızacaksın bana ama seni kurtarmak uğruna söndürdüm ışıkları. İyiliğin seni bulması için iyilik ol sen. Yıllar sonra seni ancak öyle bulabilirim.
                                                                                                                 
                                                                                                                                           *B.'ye
                                                                                                     

25 Aralık 2016 Pazar

Güzel İnsan Nedir?



Merhaba blogcum;

Baştan söyleyeyim olmak istediğim kişi profilinden bahsedeceğim. Tabi yanımda olmasını istediğim kişilerin de.

Allah güzel insanla karşılaştırsın deyip duruyorum. Güzel insan bulursam peşine düşeceğim diyorum. Nasıl bu güzel insan, kim bu güzel insan?

Şu son üç yıl içerisinde çok büyük değişimler yaşadım. Profesyonel yardım aldım, insanlarla konuştum. Kimine kendimi zorlayarak, kimine can-ı gönülden isteyerek pek çok etkinliğe katıldım. Kimi güzellikleriyse sırf içimde var olan insan korkusundan reddettim.Hiç birinden pişman olmadım. Gitmediğim yerler bile bana pek çok şey kazandırdı ben buna inanıyorum.


Şöyle ki ben insanın her fırsatta zarif olanını sevmişimdir. Kim sevmez ki? Çoğu kimse benimle aynı kanaattedir sanıyorum. Kibar olmak zorlama bir durum değil de seninle bütün olmalı. En en kötü gününde bile bir insan senin somurtmanı ve hatta terslemeni ne kadar hak ediyor?

Bakmayın öyle ben de melek değilim. Benim de beş karış surat gezip insanları çileden çıkardığım günlerim oluyor ama acısını başkalarından çıkardığım için kendime kızıyorum sonra. Ben size bunları yazıyorum ama siz benden daha iyisiniz  belki bu konuda.

Benim dediğim insana insanca davranmak. Arkandan gelen için kapıyı tutmak. Apartmandaki komşuna selam vermek. Arkadaşının yanından geçerken gülümsemek. Fırsatın varsa bir hal hatır sormak. Derdi olana şefkatle yaklaşmak. Morali bozuk bir insana neyin var diye sormak. Yardıma ihtiyacı olanları düşünmek ve düşünmekten öte eyleme geçmek. İçinde olduğun grupları topluma yararına göre seçmek. Seninle konuşan insanı dinlemek. Zoraki olmadıkça lafını kesmemek. Paylaşmak. Sırf maddiyatı değil güzellikleri paylaşmak.Tüm bunların hepsi insana bir sürü zariflik katıyor zaten.

Sonrası okunur, yazılır, yaşanır kişinin zevkine bağlı bir zarif uğraşı vardır,olur.

Misal hiç bilmediğim insanların değişik yetenekleri olduğunu fark ettim. Kimi ekstra bir yabancı dil öğreniyor,kimi enstrüman çalıyor, kimi koleksiyon yapıyor, kimi dans ediyor, kimi spor yapıyor.

Kendi dünyasından bir parça çıkınca diğer dünyaların da en az seninki kadar karmaşık,zor ve güzel olduğunun farkına varıyor insan.

Başkalarını da düşünerek yaşamak.

İnsan gibi yaşamak. İnsan nedir diye düşünmek. Ve Ali Ural'ın deyimiyle insan denince hatırlanmak.

Ben şu anki halimle sanmıyorum ki insan denince hatırlanayım. İyi bir insan olmaya daha kilometrelerce yol var yani.

İnsan olmak. İnsanca yaşamak. İnsan olarak yükselmek.

Sıradaki hedefim eylem. Harekete geçmek. Ben hep atıl hareketler içindeyim ne yazık ki. Biraz hareket hem bana hem bu hareketim sırasında dokunduğum insanlara güzellikler katabilir. Kim bilir?

Yaşayıp göreceğiz hayırlısıyla.

 Bir insanı tanımak meşakkatli bir şey. Seneler, seneler ve dahi daha çok seneler bile yetmiyor. O senelerde bile sen başka bir şeyi öğrenirken, doğru bildiğin değişmiş olabiliyor. Biraz kompleks düşünmek gerekiyor bence konu insan olunca. O yüzden tanımak ve tanışmak bir isim ve bir kaç somut bilgi olamaz. Tanışmak bence daha farklı ve ben tanıştığım anda memnun olmam tanıştığıma. Sonra karar veririm. Memnun oldum mu, olmadım mı? Hala memnun muyum?

Umarım tanıştıklarınızla tanıştığınıza memnun olur ve memnun kalırsınız.

Allah'ım hepimizi güzel insanlarla karşılaştırsın.

Sevgiyle kalıın....

24 Aralık 2016 Cumartesi

Hatr, Hatır,Hatıra


Hududu yok sabrımıın
Bozulmuş teraziler
Yasak kelimelerden
Bir inci kolye gibi
Bir şiir dizdim sana
Tesbih tanelerinden
Kan akıttım toprağa
Diken ekip gül deren 
Ters zamana rast geldik
Hududu yok sabrımın
İp çözüldü bir kere
Karıncalar toplanmış
Kendi dualarına
Bir ayna kenarına sıkışmış bir fotoğraf
Çakılsın kelimeler 
Bir çift gözüm hatrına

23 Aralık 2016 Cuma

Menle şirin danış, menle şirin gül/Elensin lebinden bal,sana qurban


Cannım blogcum;

Nasılsın iyi misin?

İçim bir tuhaf bir tuhaf anlatamam.

Değişik konulara değinecek olsam buradan böyle paragraf paragraf sıkıcı, öfkeli, kaygılı, üzgün bir yazı çıkacağından ben azıcıcık istediğim bir konudan bahsedip gideceğim.

Derdimiz ne?Cidden merak ediyorum. Birbirimizi aşağılamakta, benim düşüncem en iyisidir diye tutturmakta ve bununla da kalmayıp herkese sen de böyle düşünmelisin demekte mi görüyoruz kurtuluşu?

Bu körlüktür blogcum. Bu sığlıktır. Bu hepiniz çizgili pijamalar giyip ayaklarınıza o demir halkaları takacaksınız demektir.

Grup var. Whatsapp grubu. Ben 24 yaşındayım en gencimiz en aşağı 21-22 yaşında insanlar. Bu insanlar bak böyle konuşursan seni gruptan atarım diye tehdit edebiliyor. O konuşmayı doğru bulmamış olabilir.Haklı olabilir.Keza ben de doğru bulmamıştım o esnada o konuşmaları.Uyarabilir ama tehdit? Bize yakışır mı? 35-40 yaşında insanlar bile var o grupta kim bilir. Birebir uyarmak gibi ince bir tavır varken abicim,kardeşim bunu burada konuşmayalım, olaylar sıcak ve birbirimizi kırabiliriz demek varken. Hoş değil işte ne bileyim?

Neden birbirimizi ezmek için fırsat kolluyoruz? Neden?

Ben en çirkin olsam ne olur, ben en geri zekalı olsam ne olur? Sana ne fayda? Zararı da bana yararı da bana. Hatta bile bence hepimiz birbirimizin iyi olmasına çabaladıkça birbirimize faydamız da olacaktır. Oluyordur.

Bana sataşanlara bundan sonra ben kötüyüm, sen iyi ol diyeceğim. Sen imrenebileceğim bir iyiliği göster ki yönüm sana dönsün, yolum sana dönsün. Olacaksa öyle olsun, olmaz mı?

Ben severek kazanacağım. İbrahim'e giden karınca misali. Ağzımda bir damla su. Ölürsem de tarafım belli.

Güzele her yönden yönelmek benim istediğim.İşte böyle dualar.

Amin dersin değil mi?




16 Aralık 2016 Cuma

Deli Saçması




Benim zavallı gençliğim. 
Bencilliği ben sende öğrendim.
Bak üzüntü; yalnız ve bozulmamış saflığı.
İşte bu derine işlemiş şifasız bir hastalık
Bilirsin ki mütemadiyen düşerim pençesine.

Şimdi kaçmak çıkmaz sokağımdır benim
Andımdır ve yazgımdır.
Elimden düşmeyecek olan yayım,
Savaş meydanında kalkanımdır.

Diyorum ki
Mademki her yaptığımız bir deli saçmasıdır
Öyleyse
Düş peşime
adımızdır bizim 
özgürlük bundan böyle
Tasarım:Sawako Kuronuma