25 Ağustos 2016 Perşembe

Beyhude Ömrüm- Bir Kitap Okundu


Merhaba blogcum;

Beyhude yararsız,anlamsız, boşuna anlamlarına geliyor ve ömürle birleşince nasıl da anlamlı hale geliyor gözümde size anlatamam.

Beyhude Ömrüm. 

Eski yaşanmışlıklardan bir kesit sunuyor bize. Bir ömrü yuvarlıyor önümüze. Anlatılan bu ömür beyhude mi değil mi? Karar okuyucunun. Ancak şuradan bakınca hangi ömür beyhude hangi ömür beyhude değil çokça tartışılır. 

Ben bunca sıcaklığı ancak öyküde buluyorum. Mustafa Kutlu da sevdiğim öykücülerden. Anlatım dili sade ve oldukça akıcı. Ara sıra döneminde kullanılan kelimeler, şimdinin eski olarak nitelendirdiği kelimeler, çıkıyor karşınıza. 

Biraz da öykünün gidişatından bahsetmek isterim.Hikaye anlatıcısı çavuşun oğlu olarak bahsi geçen bir adam. Babası henüz orta ikideyken vefat ediyor. Köylük yer ailesinin yükü genç yaşta ona kalıyor. Sonrasında evleniyor barklanıyor, çocukları oluyor. Biz bunları anlatıcımızın geçmişe yaptığı dönüşleriyle öğreniyoruz.

Bir gün tarlada ailesiyle çalışırlarken oturduğu ahlat ağacının altından karşıdaki,orada nicedir bulunan, ıslak kayayı görüyor. Görüyor dediysek ilk kez görmüyor tabi ki. Anlatıcı da bu kısım da aynen böyle diyor. Yıllardır orada duran kaya nihayetinde ama bu görüş başka görüş. Kayanın dibinde avuç içi kadar bir arazi. Anlatıcı askerlik yaptığı döneme gidiyor, orada yediği meyveleri, oradan getirdiği meyvelerle (bilhassa nar ) ailesini nasıl mutlu ettiğini düşünüyor. Ve ıslak kayayı kaldırıp orada bir bahçe kurmak düşü kalbine yerleşiyor. Eee ıslak kaya sonuçta bir yerlerde su var ki bu kaya yosunlu,ıslak.Köyün bulunduğu bölge kıraç bir bölge olduğu için her yerde bahçe yapılamıyor, bu küçük toprak parçası o zaman için bulun(a)mayacak bir fırsat.

Bu bahçe düşünden yürüyor hikaye. Köyün boşalışına kadar geçen bir ömür. Evlatların yuvadan bir bir uçuşu. Hepsi bizden, bizim ömürlerimizden bir kesit. Bizim beyhude ömürlerimizden.

Bir kaç alıntıyla sözümü bitireyim:

"... Madem Cenab-ı Hak bu ilhamı gönlümüze bıraktı,vardır bir hikmeti. Ne denilmiş: Gayret bizden tevfik Allah'tan. "


"İnsaoğlu'nun bir yerde, bir işte yalnız olmadığını anlaması ne kadar güzel şey.
Kalpten kalbe giden yol bu olsa gerek.
"

"...
"Olsun" dedim içimden. İncecik meşe köklerinin iri iri taşları nasıl çatlatıp devirdiğini görmüştüm.
Ne yani bir meşe kökü kadar cirmimiz yok mu?"

"Rezillik bir adamın burun deliklerinden girmeye görsün,yapmadığını bırakmaz."

"Bizim hatunun iyi tarafı şudur: Bende bir köpürme başlar ise, bu  defa o alttan alır."

"...Her derdin ilacı; bir tatlı tebessüm, iki güzel söz.
 Hatun yumuşadı gitti.
"

"...
-Deneyeceğiz hocam,dedim. Tutturursak ne âlâ,tutturamaz isek Cenab-ı Hak bizi bu yolda denemiş olur,haddimizi bilir otururuz."

"İş insanı yormaz,gönül yorgunluğu bezdirir."

"
Bazıları artık dönmüyor.İstanbul gurbetinde yerleşip kalanlar var.
Köyün nüfusu gide gide azalıyor.
Onlar da oraya bir bahçe kurmaya gidiyorlar.
İnsanoğlu dünyaya niçin gelir?
Herhalde bir bahçe kurmaya gelir.
Bu düşünce ile gülümsüyorum.
Dünya dediğimiz de bir gurbet değil mi?
"

" 'Kuş kuş iken kendisine bir yuva, bir hayat kurmuş.Ya biz neyin necisiyiz?' diye düşündü."

"Böyledir bu dünyanın düzeni.
 Gâhî âbad,gâhi berbad olur."

"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibaret.İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri."

"...
-... Geçen oduna gitmişlerdi ya.Dönerken çayırlığın orada, bir sürü gelin, kız toplanmış ot devşiriyor. Birden yokuşun başından doğru bir türkü patlatmış."Oy güzeller,güzeller"i söylüyor.Kızlar kimdir acep diye doğrulmuşlar. Onca delikanlı katırların yularını tutmuş, başları önlerinde geçerlerken, sen gömleğin yakasını partına kadar aç,türküye çök.

Beni tuttu bir gülme.
İnsan evladının büyümesine bir türlü alışamıyor.Bu nasıl iş!.. "


"...Ulan karının lafına iyi ki kulak vermiş de, şu kızı istemişiz. Eee.. Ara-sıra karı lafı dinleyeceksin.Ben her vakit dinliyorum ya neyse."


"Hani ne demiş adam "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm".Bizimkisi birincisi şimdilik."

"Kimin kimden ne fayda bulacağını,hayrın ve şerrin hangi anda,hangi yönden geleceğini kim bilir?"

"... Bu da benim kumaştan.Herkes Mersin'e giderken bu tersine gidiyor."

"Şu insanoğlu tuhaf.Aile,evlat, arkadaşlar,ne bileyim kalabalık içindeyken "Gitseler de rahat etsem" dersiniz; sonra böyle bir başına kalınca "Neredeler acaba" diye aranmaya başlarsınız."

"...Erkek adam eşinden önce gitmeli.Yaşlı bir erkek eşini kaybedince yetim çocuğa dönüyor;eli iş tutmaz,kendine bakamaz. Oysa kadınlar daha metin ve yalnızlığa dayanıklı.
"

"Söz bitti.
Bir tomurcuk açmaz artık.
Bir kuzu melemez."


"İkindiyle akşamın arası.
Öyle de kısadır ki bu vakit, birden gün yıkılır,derin derelere kılıç gibi gölgeler iner.
"


Ben okurken çok zevk aldığımı söylemeliyim. Bu sebeple öykü severlere tavsiye ediyorum.

Sağlıcakla kalın...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Öhhö öhhöö! Bana mı dedin??



Bak hele laflara bak blogcum neymiş de ben evlenecekmişim düğünüme gelcekmiş.

Vallahi bravo bu kadarını da daha şimdiye kadar duymadımdı.Hadi kız arkadaşlarla aramızda şakalaşıyoruz da ay hiç erkek bir arkadaşımdan duymadımdı. Bakalım daha neler görüciğik :D

Bütün lise arkadaşlarım birlik olmuş sanki. Yine de seviyorum ben bunları. Ne kadar da pammık bir kalbim var :D

Hiç de aklıma gelmedi seninkine de ben gelirim demek dumura uğradım galiba. Bir dahakine hazırlıklıyım bakın da görün :D

Öperim blogcum...

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Aradığınız Şeyma'ya Neden Ulaşılamıyor?



Cannım blogcum;

Nasılsın?

Hadi iyisindir inşallah deyip yerine de cevap vereyim ama sen iyi olup olmadığını yine de yaz.

Monoton hayatımın  orta yerinde blogu açıp ne yazsam diye düşünmelerim, taaa iki yüzü bulmuş yarısından çoğu boş taslak. Kimini merhaba deyip bırakmışım kimi bir iki harfle kalmış abuk subuk şeyler.

Bu ara az geliyorum baktım. Gece vakti eeey özgürlük diye bir nara atayım dedim. Sessiz nara.

Ellerim ceplerimde rüzgarda salına salına yürüdüm. Rüzgarın hışırdattığı yaprakları dinledim. Fıskiyeyle ıslanmamak için de bir parça koştum. Gündüz olsa ıslanırdım da akşam pek ıslanasım gelmedi açıkçası.

İçi bir boşluk mu insanın?

Bu ara pek sıkıcıymışım blogcum.

Asırlardır yazıyorum yalanın daniskası.Kütüphanede insanlara ce-eee yapıyorum ben senin haberin var mı?

Yaz günü kütüphane ıssız olur. En sevdiğim dönemdir bu yüzden. Ama canımlar ben dolapların arasında gezinirken meğersem o tenhalarda çalışan insanlar varmış. Bir dolabın arasından hayalet gibi fırlayıp insanları şoka uğrattım. Sonra kaçtım hemen tabi. :D

Hah ne diyordum. Sıkıcıymışım çünkü sıkıcı kitaplar okuyormuşum. İki Şekspir okuduk diye aşk olsun dedim.

Hem sürekli kişisel gelişim diye bir şey var.  Madem başarılı olamıyorum bari gelişmiş olayım fena mı?

Bu arada istesem başarılı da olurmuşum. Ben istemiyormuşum. Ya da öyle bir şeyler. Doğruluk payı yok diyemem. İnsan bir kere bir taşa takılıp yere düşmeyegörsün. O yerin rahatlığı bırakılmıyor,her ne kadar düşerken acı da verse ve orada kaldıkça o acı artacak olsa da kolay kolay kalkmak istemiyor. Açıkçası "bize ben her şeyi yaptım,elimden artık bir şey gelmez" dedirten  şişmiş olan egomuz veya özgüvenimiz mi yoksa gerçekler mi?

Her şeyi yaptığını düşünenler zaten benden daha mütevazi.

Ve gerçekler acı. Banalliğin dibine vurmuş bir söz ama işte neresinden bakarsan bak doğru. Eğer kendini kandırıyorsan. Eğer kendi yalanlarına kendin inanmış haldeysen.

Ben ne yaptığımı biliyorum ve ne yapmadığımı da. Elbette bazı şeyler için pişmanım.

İşte böyle yazının sonu devamlı bir kendimle hesaplaşma.

Canım blogcum sabır, hoşgörü, sevgi ve saygı seninle olsun.

Yok yere gönül kıranlar, benciller, sapıklar  ve tüm kötülükler senden uzak olsun.








30 Temmuz 2016 Cumartesi

Açık Adres


Pencereyi açtım. İçeriye giren serin hava ciğerlerime dolarken yaşamak denilen eylemin anlık bir mesele olduğuna sonunda ikna oldum. Pencereyi açmamla beraber sabahın serin havasının yanında kuş sesleri de odama doldu. O ne ihtişamdı bilemezsiniz. Kıyamet günü değildiyse bugün, sanırım doğuydu bu ışıltının geldiği yön. Böyle delicesine bir şöleni kaç asırdır kaçırdıysam bana yuh olsun.

İlk mucize diyor Pi. İlk mucizenin etkisini taşır sonrasında gelen mucizeler. İlk mucize kocaman. İlk mucize dev bir yıldızı doğuruyor göğün orta yerine. İlk mucize kuş olup şakıyor, ilk mucize bir göz yanılmasında kayıp gidiyor. İlk mucize aranıyor sayın okuyucu. Bulunursa danışmaya getirilmesi rica ediliyor.

Beş duyu organım da hükümsüzmüş meğer benim.Senelerdir farkına varmamışım.Nasıl bir ahmağım.

Bak ne diyor yazar:

 "Gözlerime hiç bu kadar ihtiyacım olmamıştı.Beni bir âmâdan ayıran şey, bir değneğe ihtiyacı 
olmamak mıydı?"

Hak vermeyip ne yapacağım ben sonra. İşte o kadar.Bunca üstün söz varken, benim sözümden kime ne? Benim sesimden kime ne?

"Korkma düş içindeki kuyuya."

İçten dışa bir ayna. Bunca söz bütün zamanlardan. Bütün zamanlarda aranan bir şey daha. Hem de bunca yakında.

Diyor ki hararet sacda değil narda. Demek ateş ısıtmış demiri, demek yangın içeride, demek çiğ kalacak olan da o, yanacak olan da. 

"Ne ararsan ara kendinde ara."

İçine dön diyor bak dışa dönük olmakla baş üstünde tutuluyorken insan.

Çölde su arar gibi seraplar görerek ve kanarak bu seraplara. Bir kum tanesi boyu yol almak ve alamamak arası. 

Hangi deniz dindirecek bu susuzluğu? Bir deniz aranıyor sayın okuyucu, boğarken yeniden doğuracak bizi.  Bir deniz. Aranacak yer belli.

26 Temmuz 2016 Salı

Ne Münasebet


Ben bugün telefondaki bütün acıklı şarkıları sildiiim.

Ne kadar eğlendim anlatamam. Abuk subuk insanları düşünerek dinlediklerimi hepsini hepsini uçurdum. Komple bir temizlik günüydü.

Sonra bir sürü yeni karar aldım. Bu hep yaptığım bir şey ama baktım bu ara uyguluyorum da aha dedim kalk Şeyma kalk kalk kalk fırsatları değerlendir. Ne zaman  böyle havamda olacağım belli mi hemen uygulamaya koyulmalı. Ölürüm kalırım maazallah iki satır da şuraya yazayım ardımda unutulmaz bir şeyler bırakma derdinde hiç olmadım. Ufacık bir izim olacak ki zaten beni tanıyan son insan da ölene kadar yaşayacağım. Sanırım benim kadar yaşamak istemiyoğğruuğğm diye ağlayıp zırlayan biri için fazlaca uzun bir süre. Tabi bu sözlerde baya eskinin sözleri.

Beni tanımayan insanlar çok hayat doluyum sanıyor. Tamam canım böyle bir yönüm var da yani hönküre hönküre ağladığım, önüme gelen adama çatasım geldiği zamanlarım da var. Bir insanı tanımak beraber geçirdiğin zamana bağlı. Ortalıkta bir sürü manyak insan olduğunu tecrübe edince çok az insanla çok zaman geçirip hayattan ve insanlardan soğumamaya çalışıyorum. Yine ki istemediğin ot burnunun dibinde bitiyor. Ama içimde çoğu zaman bir şeylere accayip heyecanlı olduğumdan çoğu manyaklığı kaçırıyorum çok şükür.

Gelelim içimdeki saçma sapan enerjiye. Sanırım iki hafta boyunca başıma ağrılar girmiş bir şekilde gözlerim acıyana kadar bir şeyler izleyip, okuduğum için kafayı yedim.

Yine olsun sebep bu da olsa böyle arada kabloların kopması hoşuma gidiyor. 

Canım kendim. Nihahahah :D

Öpüldünüz şekerler :)


5 Temmuz 2016 Salı

Bayram Kucaklaşması


Hadi bakalım.

Bayram geldi blogcum.

Anlatacak konuşacak çok bir şey yok.

Ramazan geldi geçti. Ben de pek çok güzel iz bıraktı.

Daha iyi değerlendirebilseydim keşke de diyorum bir yandan.Ama artık keşkeler de önemsiz.

Bundan sonraki zamana bir yığın gayret kaldı.

Koccaman sarılıp öpüyorum blogcum.

En en en içteeen sevgilerimlee...


26 Haziran 2016 Pazar

Artan Cahilliğime


Gün geçtikçe beynimin bir süzgeç olduğundan şüphelenmeye başladım. Üstelik iri taşları da küçük taşları da düşüren bir süzgeç. Baya koca delikli bir süzgeç.

İlim öğrenmek zor zanaat.En basit gördüğünden, en zor bildiğine kadar istisnasız. Zor iş işte her şey dışarıdan seyrettiğin gibi hoop diye oluvermiyor.Cahilin işi zor. Üstelik de bildikçe azalıyor insan oysa doğru orantı artmayı gerektiriyor.Hayat matematiği yalanlıyor bir kez daha ama hüküm için henüz erken. Cümleyi tamamlamaya kalmadan değişebiliyor fikir. Öyle zor işte.

Evvela sabır. Vakti zamanında bendenizde bolca var sanırdım. Ya Rabbi ne büyük yanılmışım. Her işim yarım kaldı.

Şimdi bir de kapıya gurur dayandı, kibir dayandı. Hayır bunca küçülmüşlüğün içinde bunca goduşlanmak(böbürlenmek) da yalnız bana kaldı.

Hah ne diyordum süzgeç. Beynime ne koysam akıp gidiyor sanki ne bileyim bana mı öyle geliyor. Öyle olsun lütfen diyorum bir yandan. Kalbime zaten diyecek söz bulamıyorum.Üç dakika coşkuyla atıyor dördüncü dakika nefsin atalete düşüren sesiyle yelkenler suda.

Gel gelelim ben divane sürekli bir avuç suda kulaç atmaya çalışmaktayım.Yüzmeyi öğrenememiş bünyede de böyle yelkenli sulu teşbihler yapmak da ayrı bir hoşluk ki sormayın.

Bu ara kulaklıkla müzik dinlememeye çalışıyorum. Kendimi dinleyeceğim çünkü amaç bu. Otobüs seyahatlerimde işime yaramadı değil. Kulaklığı taktım önceden okuduğum bir kaç deneme vardı onları dinledim. Nasıl da hızlı okuyorum sanırsın bir yerlere yetişeceğim. Huloloop bitiveriyor. Anlayabilene de aşk olsun yani .Olsun baştan sarıp sarıp dinliyorum. Okuyan benim sonuçta trafiğin sessiz dakikalarında tanıdık kelimeler çalınıyor kulağıma, metinleri hatırlıyorum, anlamları kavrıyorum. Ne için vazgeçersen sevdiğinden asıl sevdiğin odur. Böyle diyor parayla ilgili bir denemede. Annem,babam, kardeşim para diyor. Ne korkunç. Okumuşum ama unutmuşum işte hep unutuyorum.

Arada konuşmalarıma afillli sözler eklemek istiyorum. İki güzel muhabbet arası bir mısra şiir. Mümkünü yok aklıma gelmiyor. E sonuçta serde inatçılık var aklımda kalan aynı anlama gelen uyduruk mısrayla atıf yapmak da istemiyorum. Mümkünü yok "yarım yamalak bir uzlaşmaya " yanaşmıyorum.

Geçen gün Gülhan'ın Galaksi Rehberi'ni izlerken Özdemir Asaf 'ın Yaşam şiirini okuyor. Kamboçya'da. Dün de aynı bölüm vardı sanırım geceleri kimse fark etmez koyalım aynı bölümü dediler. Ben fark ettim ama kötü oldum ne bileyim. Neyse konu şiir, o kısım çok güzeldi. Erinmeyip yazacağım ki aklımda kalsın belki zaman gelir ben de Kamboçya'nın alengirli isimli bir köyünde aynı şiiri okurum belli mi olur?

YAŞAM
Sanırım görmediniz;
Şimdi şuradan geçti.
Yazık görmediyseniz,
Böcek gibi güzeldi.


Küçücük bir şiir aslında yine de etkileyici bence. Aklımda zaten sürekli Cahit'in sesi. Yedi Güzel Adamı izliyordum Ramazan başı.Şiir de şair de severdim de ne bileyim sanırım baya abarttım artık bu romantiklik işini.Zaten ben bir şeyleri abartmayı da pek severim aramızda kalsın.

Ne diyordum şimdi okuduğum bir kitapta Shakespeare' in bir sonesi vardı. Muhyiddin Şekur'un Su Üstüne Yazı Yazmak kitabı. Ruhuna Kitap blogundan görmüştüm kitap incelemesini. Kütüphanenin katalogunda aradım, bulabileceğime dair çok da ümidim yoktu açıkçası ama şak katalog kitabı buldu, kitabın rafta olduğu bilgisini bana ulaştırdı. Şimdi ben kalkıp kitabı gidip 3.kat, bilmem kaç seri numarasıyla bulup o raftan almasam ayıp etmiş olmaz mıydım?

Gelelim o soneye. Onu da yazıyorum burada topluca dursun. Belki birilerine ilham bile olur.

"Düşünce insanların ve kaderin gözünden,
Aforozlular gibi yapayalnız ağlarım;
İrkilir sağır gökler çığlıklarım yüzünden;
Bahtıma lanet okur, yüreğimi dağlarım;
Talihi yaver giden herkese gıpta eder,
Şu denli güzel olsam, dostlarım olsa derim;
Şunda sanata, bunda dehaya içim gider,
Oysa solda sıfırdır yapmak istediklerim;
Kendimden iğrenirken aklım sana doğrulup,
Gönlüm kara dünyayı gerilerde bırakır;
Gün doğarken yükselen bir tarla kuşu olup,
Cennet kapılarında kutsal ezgiler şakır;
Öyle bir servettir ki sevgini anmak bile,
Sultanlarla yer değiş deseler de nafile."

Gel de şiire, şaire gıpta etme.

Gönlü geniş olanlardan eylesin Rabbi'm bizleri. Bir dilek,bir dua o ki kimsenin mutluluğu bizi üzmesin ve kimsenin üzüntüsüne sevinebilecek kadar da taşlaşmasın kalbimiz.

Hayırlı Ramazan'lar olsun :)
Tasarım:Sawako Kuronuma